Alemi Bekaya İrtihali Ne Demek? Bir Cümlenin İçime Yerleştiği Gece
Kayseri’de yaşayan biriyseniz, özellikle de eski mahallelerde büyüdüyseniz, ölüm haberleri hep aynı cümleyle duyurulur. Cami hoparlöründen ağır ağır yükselen o ses hâlâ çocukluğumun içinde yankılanır:
“Mahalle sakinlerinden Ahmet oğlu Mehmet’in alemi bekaya irtihali…”
Küçükken bu cümleyi hiç anlamazdım. Hatta dürüst olayım, korkardım. Çünkü bana göre “alem”, karanlık bir yerdi. “İrtihal” ise sanki geri dönüşü olmayan çok uzun bir yolculuktu. O yüzden biri bu cümleyi söylediğinde içim daralır, annemin yanına sokulurdum.
Şimdi 25 yaşındayım. Hâlâ Kayseri’deyim. Hâlâ geceleri günlük yazıyorum. Ama artık o cümlenin ne demek olduğunu biliyorum.
“Alemi bekaya irtihal etmek”, bu dünyadan ayrılıp sonsuzluk âlemine göç etmek demek.
Ne kadar ağır bir anlamı varmış meğer.
İnsan bunu gerçekten birini kaybetmeden anlayamıyormuş.
Dedemin Sessizliği
Geçen kıştı. Kayseri ayazı insanın yüzünü bıçak gibi kesiyordu. Sabah erken saatte telefon çaldığında kötü bir haber olduğunu hissettim. Zaten iyi haberler kimseyi sabahın köründe aramaz.
Annemin sesi titriyordu.
“Deden fenalaşmış.”
Üzerime montu geçirip çıktım. Sokakta gri bir sessizlik vardı. Kar yeni yağmıştı. Ayakkabılarımın altında çıkan ses bile fazla geliyor gibiydi.
Hastaneye vardığımda koridorda ağır bir ilaç kokusu vardı. İnsan bazen bazı kokuları ömrü boyunca unutamıyor. İşte o günün kokusu hâlâ burnumda.
Dedem yoğun bakımdaydı. Camın arkasından gördüm onu. Küçücük görünüyordu. Çocukken bana dünyanın en güçlü insanı gibi gelen adam gitmişti sanki. Yerine yorgun, incecik bir beden kalmıştı.
O an içimde tuhaf bir korku oluştu.
Bir insanın eksileceğini ilk kez bu kadar net hissettim.
“Alemi Bekaya İrtihali…”
Akşamüstü doktor çıktı. Yüzündeki ifadeden her şeyi anlamıştım zaten. İnsan bazen duyacağı cümleyi önceden hissediyor.
Annem ağlamaya başladı.
Ben ağlayamadım.
İçimde taş gibi bir boşluk vardı sadece.
Sonra eve döndük. Ev kalabalıktı. Teyzelerim, amcalarım, komşular… Herkes sessizce bir şeyler yapıyordu. Çay demleniyor, sandalyeler çekiliyor, dualar okunuyordu.
Ama benim kulağım sadece tek bir cümledeydi.
“Merhumun alemi bekaya irtihali…”
İşte o an ilk kez bu sözün gerçek anlamı kalbime oturdu.
Bu, sadece ölüm demek değildi.
Bu, bir insanın odadaki sesinin eksilmesi demekti.
Bir daha telefon açmayacak olması demekti.
Bayram sabahı kapıyı çalmayacak olması demekti.
Soba başında anlattığı hikâyelerin artık yalnızca hafızada kalması demekti.
İnsan bunu düşününce nefesi daralıyor.
Kayseri Geceleri ve İnsan Kalbi
Bugün Fnw sayfasında “Alemi bekaya irtihali ne demek” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
O gece uyuyamadım.
Kayseri’nin geceleri zaten sessiz olur ama o gece başka türlüydü. Pencereden dışarı baktım. Sokak lambası karın üstüne solgun bir ışık bırakıyordu.
Masama oturdum.
Defterimi açtım.
Ben üzülünce hep yazarım. Çünkü bazı duygular insanın içine sığmıyor. Yazmazsam boğulacak gibi hissediyorum.
Şunu yazmışım:
“Bir insan ölünce sadece kendisi gitmiyor. Onunla birlikte bazı alışkanlıkların, bazı seslerin, bazı çocukluk anılarının da ışığı sönüyor.”
Yazarken ağlamaya başladım.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar içten ağlıyordum.
Çünkü dedem sadece dedem değildi. Çocukluğumun sağlam duran son köşelerinden biriydi.
İnsan büyüyünce bunu fark ediyor.
Bazı insanlar gidince yaşın kaç olursa olsun kendini yetim gibi hissediyorsun.
Cenaze Günü
Ertesi gün hava daha da soğuktu. Caminin avlusunda insanlar sessizce bekliyordu. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: fanilik.
O kelimeyi eskiden sadece kitaplarda görürdüm.
Ama cenazelerde faniliği hissediyorsun.
Bir gün herkesin gideceğini…
Bir gün senin adının da böyle anılacağını…
Bir gün senin sevdiğin insanların da arkandan ağlayacağını…
Bu düşünce insanın içine ince bir sızı bırakıyor.
İmam konuşurken başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Bembeyazdı. O kadar boş ve o kadar sonsuz görünüyordu ki.
İçimden sadece şunu geçirdim:
“İnşallah huzurlusundur dede.”
O an ölümün sadece korku olmadığını düşündüm ilk kez.
Belki de gerçekten başka bir başlangıçtı.
Belki de “alemi bekaya irtihal” tam olarak buydu.
Bir son değil…
Bir geçiş.
İnsan Kaybedince Değişiyor
Dedem öldükten sonra ben değiştim.
Eskisi gibi kolay gülememeye başladım demiyorum. Hâlâ arkadaşlarımla kahkaha atıyorum, hâlâ gece yürüyüşlerine çıkıyorum, hâlâ kafede oturup insanları izliyorum.
Ama içimde sürekli duran bir farkındalık oluştu.
Zaman gerçekten hızlı geçiyor.
Bunu klişe olsun diye söylemiyorum. Gerçekten geçiyor.
Geçen gün eski bir montumun cebinden lise kantin fişi çıktı. Elimde o küçücük kâğıda bakarken garip hissettim. Sanki başka birinin hayatına ait gibiydi.
Halbuki o çocuk bendim.
Demek ki insanın ömrü de böyle geçiyor.
Bir bakıyorsun çocuksun.
Bir bakıyorsun sevdiğin insanlar yaşlanmış.
Bir bakıyorsun ölüm haberleri çoğalmış.
Ve bir bakıyorsun sen de geçmişsin bazı şeylerin kıyısından.
Babamla Sessizce Çay İçtiğimiz Akşam
Dedemin ölümünden birkaç hafta sonra babamla balkonda oturuyorduk. Hava çok soğuktu ama içeri girmek istemiyorduk.
Bazı acılar insanı sessizliğe yaklaştırıyor.
Babam çayı karıştırırken bir anda şöyle dedi:
“İnsan babasını kaybedince sırtı boşalıyor.”
Bu cümle beni mahvetti.
Çünkü babamı ilk kez bu kadar kırılmış gördüm.
Babalar genelde güçlü görünür ya…
O gece değildi.
Bir an yaşlandığını fark ettim.
Ve garip şekilde korktum.
Onu kaybetme ihtimalinden korktum.
Annemin saçlarındaki beyazlardan korktum.
Zamanın acımasızlığından korktum.
Ama aynı anda şunu da hissettim:
Sevdiğimiz insanlar yanımızdayken onları daha çok sevmemiz gerekiyor.
Çünkü hiçbir şey sonsuz değil.
Alemi Bekaya İrtihali Ne Demek? Sadece Bir Ölüm İfadesi Değil
Bugün biri bana “Alemi bekaya irtihali ne demek?” diye sorsa sadece sözlük anlamını söyleyemem.
Çünkü bu ifade benim için artık çok daha derin.
Bu söz;
Bir annenin sessizce ağlamasıdır.
Bir odanın eksik hissettirmesidir.
Eski bir ses kaydını dinlerken boğazın düğümlenmesidir.
Bayram sabahı bir sandalyenin boş kalmasıdır.
Ama aynı zamanda şunu da anlatır:
Hayatın geçici olduğunu.
İnsanların değerinin onları kaybetmeden bilinmesi gerektiğini.
Kalbin kırılmasının da sevmenin bir parçası olduğunu.
Ben bunu dedemin ardından öğrendim.
Ve galiba artık ölümden eskisi kadar korkmuyorum.
Yine üzülüyorum, yine içim daralıyor ama ölümün hayatın tam ortasında duran gerçek bir şey olduğunu kabul ediyorum.
Bugün Günlüğüme Ne Yazdım?
Bu sabah yine erkenden uyandım. Kayseri’nin sabahları hâlâ aynı. Sessiz, soğuk ve biraz hüzünlü.
Kahve yaptım.
Masama oturdum.
Defterimi açtım.
Şunu yazdım:
“İnsan bazen bir kelimenin içinde büyüyor.”
Gerçekten öyle.
Ben “alemi bekaya irtihal” cümlesinin içinde büyüdüm biraz.
Acıyla.
Özlemle.
Ama aynı zamanda sevginin kıymetini anlayarak.
Şimdi dedemin eski tespihi masamda duruyor. Ara sıra elime alıyorum. Sanki hâlâ burada gibi hissediyorum.
Belki insan tamamen gitmiyordur.
Belki bıraktığı izlerde yaşamaya devam ediyordur.
Bilmiyorum.
Bildğim tek şey şu:
Bazı kelimeler sadece anlam taşımaz.
Hatıra taşır.
Acı taşır.
İnsan taşır.
Değerli Fnw okurları, “Alemi bekaya irtihali ne demek” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Benzer Bir Yazı: Albert Camus hangi edebi akıma mensuptur ?